Çeçen-İnguş Sürgünü’nün 80. yılı

İkinci Dünya Savaşı’nın ilk aylarında Sovyetler Birliği’ne karşı saldırıya geçen Almanlar, düşmanının gıda ve enerji ikmalini engelleyerek savaşı kendileri için kolaylaştırmayı planlıyordu. Bunun için Almanların ilk hedeflerinden biri Kafkaslardaki enerji yatakları oldu. Kafkasya’daki petrol üretim bölgelerine sahip olmayı amaçlayan Almanlar, Sovyetler Birliği’nin Azerbaycan’dan sonraki en zengin petrol rezervlerine sahip Çeçenistan’ın Grozni petrol bölgesini ele geçirmek için harekete geçti.

Çeçen-İnguş Cumhuriyeti’nin bazı bölgelerini işgal etmelerine rağmen başkent Grozni’ye girmeyen Nazi birlikleri, Stalingrad yenilgisinden sonra Kuzey Kafkasya’dan güçlerini çekmeye başladı.

Bu süreçten sonra SSCB’nin yerel halka tutumu değişti. Sovyet lider Stalin, Almanların Sovyet topraklarındaki ilerleyişinden başta Çeçen ve İnguşlar olmak üzere bölgedeki Kalmıklar, Balkarlar, Karaçaylar, Mesket Türkleri, Kırım Tatarları ve Volga Almanlarını sorumlu tuttu. Stalin yönetimi tüm Çeçen ve İnguşların sürgün edilmesi kararı aldı ve Çeçen-İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin (ÖSSC) feshedilerek yerine Grozni Oblastı’nın kurulduğunu açıkladı.

“Çeçen ve İnguşların, Almanların talimatı üzerine Sovyet yönetimine ve güçlerine karşı savaştığını, komşu bölgelerdeki kolektif çiftliklere karşı haydutça saldırılar düzenlediğini” ileri süren Stalin yönetimi, 23 Şubat 1944’te sürgün kararını uygulamaya başladı.

Sovyet silahlı kuvvetleri, Kızıl Ordu Günü kutlamalarının arefesinde toplanan halkın çevresini sardı. Çeçen ve İnguşların 20-25 dakika içinde Orta Asya’ya, Sibirya’ya götürüleceği duyuruldu. Karara karşı gelenler, kaçmaya çalışanlar ağır silahlarla vuruldu.

Stalin güçleri katliamlar gerçekleştirdi 

Bu sürgün sırasında çok sayıda katliam gerçekleştirildi. NKVD (Stalin’e bağlı İçişleri Bakanlığı Halk Komiserliği) polisleri Haybah köyü halkını kadın, erkek, ihtiyar, çocuk ayrımı yapmaksızın ahırlara doldurarak diri diri yaktı. Bu katliamda 700 kişi hayatını kaybetti. Sotni köyündeyse, erkekleri bir tarafta toplayan Kızıl Ordu askerleri ve NKVD polisleri, yine çoğunluğu kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan çok sayıda Çeçen’i, yüzeyi buz tutmuş Galanşoh gölünün üzerinde yürüttü. Buzun taşımaması nedeniyle binlerce Çeçen, Galanşoh gölünün soğuk sularında can verdi.

Sürgünde de zulümler sürdü

Stalin’in verdiği emir gereğince yaklaşık 500 bin Çeçen-İnguş, yük trenlerine bindirilerek başta Sibirya ve Kazakistan olmak üzere Orta Asya’ya sürüldü. Yalnızca 2 bin kişi dağlara kaçabildi.
Her aileye 20 kilogram bagaj alma izni verildi. Rusya Sosyalist Federatif Sovyetler Cumhuriyeti (RSFSC) halkın geride bıraktığı evlere, topraklara ve büyükbaş hayvanlara el koydu.

Birkaç gün su ve yiyecek verilmeden hayvan vagonlarında yapılan yolculuk sırasında insanların yaklaşık yüzde 20’si hayatını kaybetti. Sürgünün ilk yıllarında iklim koşulları, ağır çalışma ve salgınlar sonucunda ölenlerin sayısı arttı. Her 10 eve bir askeri gözlemci verildi. Bulundukları yerden sadece üç kilometre uzaklaşabilme hakkı verilen Çeçen ve İnguşlar, her ay güvenlik güçlerine kayıt yaptırmak zorundaydı.

Sovyet yönetimi 26 Kasım 1948’de yayınladığı bir bildiriyle, sürgünlerin yurtlarına geri dönme haklarından mahrum olduğu, süresiz sürgünde kalacaklarını duyurdu.

“Sürgünün gerekçesini aklı başında birisi anlayamaz”

Cephede Kızıl Ordu saflarında savaşan Çeçen ve İnguşların henüz evlerine bile dönmediği bir sırada gerçekleştirilen sürgünün meşru olmadığını Stalin’den sonra Sovyetler Birliği’nin başına geçen Nikita Kruşcev 25 Şubat 1956’da yaptığı konuşmasıyla ortaya koydu: Kruşçev, “Aklı başında bir insanın; kadın, çocuk, yaşlı, komünist ve komsomol (Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin gençlik yapılanması) ayrımı yapmadan tüm milleti, bireylerin veya bir grup insanın yaptığı hareketlerden sorumlu tutmak suretiyle toplu halde sürgün ederek cezalandırmasını anlaması zordur.”

Tarihçiler, Stalin’in asıl amacının geçmişteki isyanlarından dolayı Kuzey Kafkasya halklarını cezalandırmak ve onların Türkiye topraklarına planlı göçünü engellemek olduğunu yazdı.

23 Şubat 1944’te başlayan ve üç günde binlerce can kaybının yaşandığı sürgün, Çeçen-İnguş halkının tarihindeki en büyük felaketlerden biri olarak kayıtlara geçti.

KAYNAK: AA

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir