Haber

Kültürel Politikalardan İtibar Çamaşırhanelerine; Arap Yarımadası’nda Neler Oluyor?

Körfez ülkeleri, petrol sonrası dönemde sanatı diplomasi ve ekonomik dönüşümün merkezine taşıyor; müzeler ve mega projeler art-washing tartışmalarıyla öne çıkıyor.

“`html

Petrol Sonrası Dönemin Kültürel Sıfırlanması

Son on yıl içerisinde, Arap Yarımadası’nın önde gelen ülkelerinden olan Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), sanat ve kültür alanlarında önemli gelişmelere imza atmış durumda. Katar’da gerçekleştirilecek ilk Art Basel sanat fuarı ile birlikte, Christie’s Dubai ve Sotheby’s Abu Dabi’deki çağdaş sanat müzayedeleri dikkat çekici rekorlar kırıyor. Ayrıca Suudi Arabistan’ın El Ula bölgesinde çöl ortasına inşa edilen Maraya gibi büyük projeler, bölgenin kültürel dinamiklerinin değiştiğini gösteriyor. Çöl ortasındaki bu sanatsal yapılar, Arap Yarımadası’nın yeni hikayedirini bizlere sunuyor. Cevap ise “petrol”de gizli. Suudi Arabistan’ın “Vision 2030” planı, Katar’ın diplomasi odaklı müze stratejileri ve BAE’nin “Yaratıcı Ekonomiye” geçiş hedefleri, petrol sonrası dönemin kalıcı bir ekonomik ve politik mirasını inşa etmeye yönelik önemli adımlar içeriyor. İklim değişikliği ve yenilenebilir enerji kaynaklarının artan popülaritesi, BAE, Katar ve Suudi Arabistan gibi petrol bağımlısı ülkeler için büyük bir tehdit oluşturuyor. Bu bağlamda sanat ve kültür, petrol sonrası dönemde istihdam ve ekonomik sürdürülebilirliği artıran bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Ancak, bu parıltılı yüzeyin ardında çok katmanlı bir güç dinamiği yatmakta; sanat, sadece kültürel bir uyanış değil, aynı zamanda dönüşüm süreçlerinin bir aracı olarak da işlev görüyor.

Guggenheim Abu Dabi
Guggenheim Abu Dabi.

Körfez Ülkelerinde Üç Strateji: Piyasa, Dönüşüm ve Diplomasi

Arap Yarımadası içerisindeki her ülkenin kültürel politikaları farklılık gösterse de, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Katar, bu alandaki yoğun faaliyetleriyle öne çıkmaktadır. Özellikle, Birleşik Arap Emirlikleri, yenilikçi müze mimarileri ve kültürel programları ile dikkat çekiyor. 2021’de yürürlüğe giren Ulusal Kültür ve Yaratıcı Endüstriler Stratejisi, ülkenin uluslararası kültürel konumunu güçlendirmeyi hedefliyor. Bu yaklaşım sonucunda BAE, birçok prestijli Avrupa kültür kurumu ile yaptığı işbirlikleri ile öne çıkıyor. Abu Dabi, 2000’lerin başında yapılan Saadiyat Adası Kültür Bölgesi projesinin merkezinde yer alıyor. Bu dönüşümün simgesi ise 2017’de açılan Jean Nouvel imzalı Louvre Abu Dabi. Bir diğer önemli yapı ise bu yıl açılması planlanan Frank Gehry’nin tasarımı olan Guggenheim Abu Dabi. Bu müzelerle Abu Dabi, Batılı müze ağlarında kalıcı bir merkez olma yolunda ilerliyor.

Piyasa Dinamikleri: Dubai Örneği

Dubai, kültürü kamusal bir politika alanı olmaktan ziyade, finans, tasarım, gayrimenkul ve turizmle entegre bir piyasa unsuru olarak konumlandırıyor. Sotheby’s ve Christie’s gibi büyük müzayede evlerinin Dubai’ye taşınması, şüphesiz şehrin küresel sanat piyasasındaki etkisini artırmıştır. Christie’s’in 2005’te Dubai’de açılması, Batı müzayede sisteminin Körfez’de kök salmasının ilk adımları olarak değerlendirilebilirken, Sotheby’s’in 2017’de açtığı ofis, BAE’nin bu alandaki stratejisinin kalıcı hale geldiğini gösteriyor. Dubai Uluslararası Finans Merkezi (DIFC) çevresindeki galeriler, sanat ile yatırım arasındaki bağı somutlaştıran bir yapı sunuyor. Art Dubai fuarı ve 2008’de dönüştürülen eski bir sanayi bölgesinde kurulan Alserkal Avenue projeleri, Dubai’nin sanatsal üretim ortamını sadece bir kamusal alan olmaktan çıkararak, yaratıcı endüstriler ve piyasa dinamikleri ile birleştiriyor…

Katar Ulusal Müzesi
Katar Ulusal Müzesi-Fotoğraf: James Merrell.

Dönüşüm Yönetimi: Suudi Arabistan’ın Vision 2030 Planı

Körfez’de kültürel alanda dönüşüm geçiren bir diğer ülke ise Suudi Arabistan’dır. Veliaht Prens Muhammed bin Selman tarafından 2016’da hayata geçirilen Vision 2030, ülkenin petrole bağımlı ekonomik yapısını çeşitlendirmeyi ve Suudi Arabistan’ı global ölçekte bir turizm, yatırım ve kültür merkezi haline getirmeyi amaçlıyor. Kültür ve sanat, bu programın “Canlı Bir Toplum” başlıklı bölümünde önemli bir role sahiptir. 2018’de kurulan Kültür Bakanlığı, 16 farklı kültürel sektörü bir çatı altında topluyor. 35 yıldır yasak olan sinema uygulamasının kaldırılması, uluslararası konserler ve Riyad’da düzenlenen MDLBeast elektronik müzik festivali, bu dönüşümün en belirgin göstergeleri arasında. Bu kültürel yeniden yapılandırmanın parlayan örneği, El Ula’dır. Suudi Arabistan’ın gizli kalmış tarihi mirası, çağdaş sanat enstalasyonları ve Maraya Konser Salonu gibi önemli yapılarla gün yüzüne çıkarılıyor. 2017’de bir dönüşüm süreci başlatılan El Ula, sadece arkeolojik bir alan olmanın ötesine geçerek, seçkin bir kültür turizmi destinasyonu haline gelir. Diriye’deki tarihi mekânların yeniden düzenlenmesi de benzer bir sürecin parçası; geçmişe dair simgelerin toplumla birleşen bir kültürel alan olarak yeniden inşası hedefleniyor. 2021’de düzenlenen Diriyah Çağdaş Sanat Bienali ve 2023’ten itibaren başlayacak İslam Sanatları Bienali, bu dönüşüm sürecinin önemli verileri arasındadır.

Richard Serra, East West
Richard Serra, East West, Katar.

Katar: Kültür Aracılığıyla Etki

Katar, kültürü ulusal kalkınmanın bir parçası olarak değil, uluslararası düzeyde bir temsil ve etki alanı olarak görüyor. 2008’de hayata geçirilen Katar Ulusal Vizyonu (QNV 2030), ülkeyi petrol ve doğalgazdan bağımsız bilgi tabanlı sürdürülebilir bir ekonomi ile buluşturmayı amaçlıyor. Bu planın kültürel altyapısı ise, Şeyha Al Mayassa bint Hamad Al Thani’nin liderliğinde 2005 yılında kurulan Katar Müzeler Kurumu (QM) tarafından desteklenmektedir. Qatar Museums’ın bünyesindeki Mathaf, Arap dünyasında modern ve çağdaş sanat için zengin bir koleksiyon barındırıyor. QM, bu tür önemli kurumlar aracılığıyla Katar’ı küresel sanat ve kültür sahnesinde daha görünür bir konuma getirmeyi hedefliyor. Katar’ın kültürel vizyonunu simgeleyen başlıca müzeler, 2008’de I. M. Pei tarafından inşa edilen İslam Sanatları Müzesi ve 2019’da Jean Nouvel’in tasarımlarıyla inşa edilen Katar Ulusal Müzesidir.

Müze alanlarının sınırlarının ötesine geçerek, sanat günlük yaşamın bir parçası haline geliyor: Richard Serra’nın doğanın ölçeğini yeniden tasvir eden devasa çelik eseri East-West/West-East ve Damien Hirst’ün Doha’daki Sidra Medical and Research Center önündeki bronz heykel dizisi The Miraculous Journey, yaşamın evrensel hikayesini kamusal alanda sergiliyor. Katar, Art Basel gibi uluslararası sanat fuarlarını Doha’ya çekmek için çeşitli stratejiler geliştirirken, kapsamlı kültürel programlarla bu vizyonunu pekiştiriyor. Sanat ve kültür, Katar’ın uluslararası etki alanını genişletmenin temel araçları olarak konumlandırılıyor.

Damien Hirst, The Miraculous Journey
Damien Hirst, The Miraculous Journey.

Prestijin Arka Planı: Sanat, Sermaye ve Parıltının Gölgesinde Körfez

Körfez’deki bu kültürel atılımlara yöneltilen eleştirilerin başında, bu tür projelerin yalnızca bir modernleşme kavramı olarak değil, aynı zamanda sistematik bir art-washing — sanatın örtülü bir araç olarak kullanılması — stratejisi olarak değerlendirilmesi geliyor. Sanat ve kültür, bu bağlamda, siyasi baskılar, insan hakları ihlalleri ve tartışmalı dış politika uygulamalarının yarattığı olumsuz algıyı hafifletmek amacıyla kullanılan bir vitrin işlevi görüyor. Bu sayede, büyük müzeler, bienaller ve uluslararası işbirlikleri, bu rejimlerin uluslararası meşruiyetini artıran sembolik araçlara dönüşüyor.

Diğer yandan, bu projelerin savunucuları, söz konusu yatırımların bölgedeki kültürel altyapıyı güçlendirdiğini ve sanatsal üretimi destekleyerek daha çeşitli bir kamusal kültür yaratma potansiyeline sahip olduğunu iddia ediyorlar.

Aynalı Müzeler ve Temsil Politikaları

Bu sürecin kavramsal temelini en iyi şekilde açıklayan isimlerden biri, Fransız siyaset bilimci Alexandre Kazerounidir. Kazerouni’nin 2017 yılında yayımladığı Le miroir des cheikhs: musées et politique dans les principautés du golfe Persique, Körfez’deki müzeleri Batı’ya dönük bir temsil alanı olarak ele alırken, bu kurumların politik işlevlerini “ayna” metaforu üzerinden açıklıyor.

Kazerouni, açılan Louvre Abu Dhabi ve henüz tamamlanmamış olmasına rağmen büyük bir simge değerine sahip Guggenheim Abu Dhabi gibi projelerin, esasen yerel izleyicilere değil, Batılı siyasi ve kültürel çevreler için tasarlandığını ifade ediyor. Bu müzeler, sanatsal üretimin özerk alanları olmaktan ziyade, global algı yönetiminde kritik bir rol oynuyor. Kazerouni’nin çalışmasında önemli bir nokta, bu kültürel yatırımların finansman yapısına dair ortaya koyduğu; devlet, hanedan yapıları ve uluslararası ortaklıkların arasındaki karmaşık ilişkiler ağıdır.

Yumuşak Gücün Sert Bağlantıları

Saadiyat Adası’ndaki müzelerin finansmanının bir kısmı, 1992 yılında Birleşik Arap Emirlikleri’ne silah satışı yapan ülkelerin, yerel yatırımlara yönlendirilmesiyle sağlandığı iddia ediliyor. Daha sonra Tawazun Ekonomik Programı olarak bilinen bu mekanizma, kültürel yatırımların özerk bir şey olmadığını, aksine askeri ve ekonomik çıkarlarla iç içe geçmiş olduğunu göstermektedir. Bu durum, kültürün bağımsız bir “yumuşak güç” alanı olduğu varsayımını çürütmektedir; zira sanat ve müze politikalarının direkt olarak savunma sanayii ve diplomatik ilişkiler ile bağlantılıdır.

Buna benzer bir durum, Suudi Arabistan’daki El Ula projesinde de gözlemlenmektedir. El Ula’daki kültürel projelerin başındaki Royal Commission for AlUla CEO’su Amr bin Saleh Abdulrahman Al-Madani, 2024 yılında Suudi Arabistan anti-yolsuzluk yetkilileri tarafından yolsuzluk suçlamasıyla tutuklanmıştır. Bu durum, mega projelerin güvenilir denetleme süreçlerinin eksikliğini bir kez daha gözler önüne seriyor.

Louvre Abu Dabi
Louvre Abu Dabi.

Sanat piyasa dinamiklerinin doğası gereği yüksek değerli ve taşınabilir olmasının yanı sıra fiyatlandırmalarının büyük ölçüde öznel olması, bu alanı kara para aklama için oldukça kırılgan hale getiriyor. Sotheby’s ve Christie’s gibi müzayede devlerinin Körfez’e açılması, özellikle Dubai ve Abu Dabi’deki serbest ekonomik bölgelerle birleştiğinde, belirsiz kaynakların sanat yoluyla dolaşıma girmesi riskini artırıyor. Kültürün finansal şeffaflıktan uzak bir ortamda inşa edilmesi ise, bu yatırımları politik ve ekonomik açıdan sorunlu hale getiriyor.

Görünmez Emek: Gulf Labor Coalition

Tüm bu görkemli ortamın arkasında yükselen önemli eleştirel seslerden biri de 2010 yılından beri çalışmalarını sürdüren Gulf Labor Coalition’dır. Uluslararası sanatçılar, küratörler ve akademisyenlerden oluşan bu topluluk, Abu Dhabi‘deki Saadiyat Adası’nda inşa edilen müzelerde çalışan göçmen işçilerin maruz kaldığı kötü çalışma koşulları ve insan hakları ihlalleri konularına dikkat çekerek, kültürel mega projelerin arka planındaki emek kritik sorunları gün yüzüne çıkarmayı amaçlamaktadır. 2010 yılında Guggenheim Vakfı’na gönderilen açık mektup, uluslararası sanatçıların desteklediği bir girişim olarak, bu kültürel genişleme süreçleri içerisindeki etik sorumlulukları gündeme taşıdı.

Human Rights Watch tarafından 2009’dan itibaren yayımlanan raporlar, işçilerin borçlandırılması, pasaportların zorla alınması, güvencesiz barınma ve örgütlenme haklarının yokluğu gibi konuları belgeliyor; bu durum, Gulf Labor Coalition’ın eleştirisinin yalnızca belirli olaylara odaklanmadığını, aynı zamanda derin yapısal sorunları işaret ettiğini gösteriyor.

Sanatın evrensel değerler, özgürlük ve insan onuru ile ilişkilendirildiği bir bağlamda, bu kültürel yapıların ardındaki emeğin sistematik olarak görmezden gelinmesi, art-washing eleştirisini daha da belirgin hale getiriyor. Gulf Labor Coalition için mesele, yalnızca Guggenheim Abu Dabi’ye özgü bir durum değil; bunun ötesinde, dünya genelinde gelişen sanat kuruluşlarının, estetik görsellik ve kültürel prestij uğruna görünmeyen emeği nasıl şekillendirdiğini sorgulamak. Dolayısıyla, boykot gibi eylemler, sadece bir tepki değil, daha geniş bir sorunun ifadesi olarak durum almaktadır: En yüksek estetik ve en iyi tasarımlar için harcanan bütçeler, neden bu yapıları sağlayan işçilerin yaşam şartları için askıya alınmaktadır?

Parıltının Ardında: Kültür, Çatışmalar ve Fırsatlar

Tüm bu çelişkilere rağmen, Körfez’deki kültürel dönüşüm, sadece tek boyutlu bir propaganda alanı olarak yorumlanamaz. Devlet destekli bu müzeler, sanat etkinlikleri ve platformları, yerel sanatçılarla akademik çevreler için daha önce eşi görülmemiş bir görünürlük sunuyor. Tepeden inme politikalarla hayata geçirilen bu yapılar, bilinçli düşünce ve alternatif narratiflerin gelişimine de olanak tanıyor. Bu nedenle, Körfez’in kültürel mirası yalnızca mimari ihtişam ile değil, bu alanların eleştirel düşünce ile ifade özgürlüğünü ne ölçüde destekleyebileceği ile değerlendirilecektir. Gelecek süreçte asıl tartışma, devletin kültürü denetleme çabaları ile sanatın toplumsal gerçekliği açığa çıkarma potansiyeli arasında şekillenecektir.

Son Sınav: Estetik mi, Etik mi?

Bu görkemli kültürel vizyon kurulabilecek başarılar üzerinden değil, aynı zamanda finansal şeffaflık, emek hakları ve temel insan hakları temelinde verilecek sınav ile belirlenecektir.

“`